Başlangıç » Genel başlıklar » Zamanda Yolculuk

Zamanda Yolculuk

H. G. Wells, 1895´te şahane fantezi kitabı Zaman Makinesi´yle zaman içinde yolculuk fikrine dönük hayal gücünü ateşlemiştir. Romanda bir adam, kullandığı bir makineyle hayali bir geleceğe yolculuk etmekteydi – ama kimse bunun fiilen nasıl yapılabileceğini tasarlayacak durumda değildi. Derken, sadece on yıl sonra Einstein´in teorileri zamanın farklı yerlerde farklı hızlarla aktığını ve tıpkı uzunluk, genişlik gibi uzayın bir boyutundan ibaret olduğunu gösterince, konu bir anda olanaksızmış gibi görünmekten çıktı. O zamandan beri bazı insanlar uzayda olduğu gibi zamanda da yolculuk edip edemeyeceğimize kafa yoruyor.

Einstein zaman içinde yolculuğun, ışıktan daha hızlı yol almak anlamına geldiğinden imkansız olduğu kanısındaydı. Ancak, teorileri hepimizin nasıl birer zaman yolcusu olduğunu gösterir. Zamanın geçmesiyle ve hayatımızın ilerlemesiyle, elbette sürekli zaman boyutunda yol alırız. Yapamayacağımız şeyin bu yolculuktaki yönü ya da hızı değiştirmek olduğu söylenebilir; zaten Einstein´ın söylemek istediği şey de buydu. Yine de zamanın farklı yerlerde farklı hızlarla akması nedeniyle, bir anlamda sırf uzayda yol almakla bile zamanda yolculuk etmeyi başarabiliriz. Ay´a gidip gelen uzay aracında (son derece dakik atom saatleriyle) belirlenebilir bir zaman yavaşlamasının olması, böyle bir zaman kaymasının gerçek olduğunu gösterir. Yani, bir astronot olarak Ay´a giden biri, Dünya´ya aslında yeryüzü ömrüne oranla biraz daha az yaşlanmış olarak döner. Uzaydaki yolculuğun mesafesi ve hızı ne kadar artarsa, dönüşte o kadar geç olur -tabii Dünya´da kalma durumuna oranla.

Yakın dönemde ışık hızının pek öyle sabit olmadığı ve dolayısıyla Einstein´in öngörüsündeki gibi zamanın kesin belirleyici ölçüsü sayılamayacağı saptandı. Terazinin bir kefesinde, fizikçi Lene Vestergaard Hau 2000´de bir ışını Bose-Einstein yoğunlaştırmasından (atomların neredeyse hareketsiz hale geleceği noktaya kadar dondurulduğu bir gaz) geçirerek ışığı durma noktasına getirmeyi başardı. Terazinin diğer kefesinde ise Lijun Wang aynı yıl lazer ışığı atımlarını sezyum gazıyla dolu bir metal kabın içine ışığın 310 katı bir hızla gönderdi ve böylece atımların daha kaba girmeden önce kaptan çıkarak zamanda geriye doğru yolculuk yapmış gibi göründüğünü ortaya koydu.

Hiç kuşkusuz, çoğu insan zaman yolculuğuyla göreceli zaman kaymalarını ya da yukarıda anlatılan akıllıca oyunları kastetmez. Zamanı hızla ileriye sararak uzak geleceğe gitme ya da tarihte geriye doğru yolculuk ederek Kleopatra´nın en çılgınca eğlencelerine tanık olma gibi şeyler kastedilir. Bu noktada bilimsel teoriler daha fantastik bir havaya bürünür. Daha 1930´larda Amerikalı matematikçi Kurt Gödel uzay-zamanı “bükme”nin bir yolunu bulması halinde en azından teorik olarak zamanda yolculuk edilebileceğini ortaya koydu. Uzay-zaman terimi uzayı hem zamanı, hem de uzunluk, genişlik ve derinlik gibi daha bildik boyutları kapsayan bir sürem olarak tanımlamayı sağlar. Matematik teorisi, bunun biçim olarak eğri olması gerektiğini ortaya koyar. Buradan hareketle Gödel dosdoğru uzay eğrisinden geçen bir kestirme yol izlenerek, zamanda yolculuk edilebileceği öngörüsünde bulundu.

Böyle bir kestirme yolu yaratmak için uzay-zamanı “bükmek” gerekir ve bu da kütleçekimiyle yapılabilir. Bir zaman gezgini adayı, belki bir kara deliğin alt edilemez kütleçekimi gücünden yararlanabilir. Teoriye göre, kara delikler uzay-zaman içinde “solucan delikleri” olarak bilinen tüneller aracılığıyla ak deliklere (madde yutan kara deliklerin aksine madde püskürten deliklere) bağlanır. ABD´li gökbilimci Kip Thorne yapay yoldan yaratılmış solucan deliklerinin uzay-zaman içindeki kestirme yolların bileti olabileceği kanısındadır. CERN gibi parçacık hızlandırıcılarıyla küçük solucan deliklerinin yaratılması mümkündür; ama zaman yolculuğu için biraz daha büyük bir şeye gerek vardır -şu anda azıcık yaklaşılan düzeyden çok daha büyük. Karşımıza bir sorun daha çıkar. Gelecekte zaman yolculuğunu başaran birinin çıkması halinde, onu şimdi yanımıza gelmiş olduğunu görmemiz gerektiğini vurgulayan Stephen Hawking´e göre, solucan delikleri öylesine kararsızdır ki, daha içine atlama fırsatı bulunamadan sımsıkı kapanır. Bu nedenle solucan deliğini Casimir etkisi denen bir kuantum etkisinden yararlanarak açık tutmak üzere, kütleçekimine karşı bir makineye de gerek duyulacaktır.

ABD´li gökbilimci Frank Tipler´in yararlanabileceğimiz başka bir tasarısı vardır. Önerdiği yol, süper-yoğun bir malzeme parçasını yuvarlayarak birkaç milyar kilometre uzunluğunda bir silindir haline getirmek ve ardından döndürmektir. Bu dönüş yeterli hıza ulaştığında, uzay ve zaman bunun etrafında bükülür ve uzay aracımızla içinde spiral bir yol tutturursak, içine daldığımız anda diğer uçtan fırlayıp çıkarak başka bir galaksiye ve zamana varmamız gerekir.

Hiç kuşkusuz, ne tür bir makine yapılırsa yapılsın, zamanda yolculuk edilemeyeceğine işaret eden bir sürü paradoks söz konusudur. Bunlardan en ünlüsü, zamanda geriye gidip ebeveynlerinin henüz doğmadığı bir zamana dönerek dedesini öldüren bir adamla ilgilidir. Bu ne ebeveynlerinin, ne de kendisinin doğabileceği anlamına gelir -bu adam dedesini nasıl öldürebilmiş olur? Kip Thorne sınırsız sayıda olası neden-sonuç silsilesi bulunduğunu ve her olayın çok sayıda sonuç doğurduğunu ileri sürer. O halde bu paradokslar anlamsızdır;  zamanda geriye dönülmesi basbayağı başka bir olaylar dizisini başlatır. Kim bilir, belki kuantum dolaşıklığına dair bir kopyanızı çıkartabilir ve onu hemencecik zaman ve uzay içine ışınlayabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s